Alevlerin Halayı

Parkasını ve ceketini çıkardı. Yatağın ısınması için, yorganı kaldırıp yatağın bir kenarına koydu.

Odanın içi iyice ısındı. Gömlek ve pantolonu da çıkardı. Pijamalarını giyerek yatağına uzandı bir sigara daha yaktı. Tabutun verdiği yorgunluk ve sıcağın etkisiyle göz kapakları ağırlaştı.“Yarın Cumartesi, öğleye kadar yatarım.” dedi. Kalktı, sobaya bir iki tabut parçası daha atıp sobanın kapağını kapattı.

Saç sobanın hava alma deliğinden görünen alevler, deliğin karşısındaki duvarda önce oynaştı, sonra da ince bir halaya durdu. Alevler harlaştıkça halay çeken gölgeler de çoğaldı. Sobayı gümbürdeten tabut halay çekenler için öyle bir türkü tutturdu ki, bu geceye kadar, o odada böyle bir türkü ne söylendi ne de duyuldu; ses, sobadan odaya gümbür gümbür düştü.

O, sobanın içinde türkü söyleyip kireç badanalı duvarda halay çeken alevleri seyrederken fazla dayanamadı; göz kapakları yorgunluğa ve ısıya yenik düştü, uykunun kucağına ana gibi sarıldı…

 

 

Sabah uyandığında, gecenin o dondurucu ayazı ve yerden alıp göğe savuran deli poyrazın avuçlarından sağa sola serpilen karlar duvar diplerinde, kuytu yerlerde sığı yapmıştı. Güneş doğmasıyla birlikte, karlar bulundukları yerden güneşe pırıldayarak sahte gülcüklerini göstermeye başladılar, gecenin koynuna sakladıkları fırtınadan iz bırakmadan.                                                                                                                                                                                                                                                                                

Sezai kahvaltısını yaptıktan sonra, birkaç gündür çalışamadığı derslerine çalıştı. O gün,  evden hiç çıkmadı.

Kirli çamaşırlarını yıkadı. Yapması gereken işleri tamamladı. Ertesi gün yine geç kalktı. Yapacak işi yoktu. Çayevine gitti. Her zaman olduğu gibi arkadaşları oyun oynuyorlardı.

Sezai:

“Selam !”

Ahmet:

“Nerelerdesin yahu? Karabatak gibisin. Bir görünüyorsun bir kayboluyorsun. Dün neredeydin? Görünmedin! Öldün mü kaldın mı? İnsan bir haber verir.”dedi.

O, soruyu yanıtlamadı. Bir sandalyeye oturarak oyunu seyre daldı. Bir ara, yan masada duran gazeteye gözü ilişti.

Gazete okurken, ilk önce haberin başlığını okumak Sezai de bir alışkanlıktı. İlgisini çeken bir haber olursa önce onu, yoksa köşe yazılarını okurdu.

Gazetedeki yazıya atılan başlık dikkatini çekti;

 

SARHOŞUN ÖLÜSÜNE TABUT BULUNAMADI!